Yirminci yüzyılın son çeyreğinde, bütün medeni dünyanın gözleri önünde, insan hakları ve demokrasi söylemlerinin en yüksek tonla seslendirildiği bir dönemde, Bulgaristan’da yaşayan Türklerin, tarihteki en büyük insanlık trajedilerinden birini yaşayacakları önceden kimin aklına gelebilirdi ki? Ancak büyüklerimiz dememişler mi “Akla gelmeyen başa gelir!” diye, nitekim öyle de oldu!
Bulgaristan’da yaşayan Türk azınlığı silah zoru ile Slavlaştırmak ve sadece Bulgarların yaşadığı homojen bir Bulgaristan oluşturmak düşüncesinde olan dönemin Bulgaristan yöneticileri, ülkede yaşayan Türklerden tamamen kurtulmak için hazırlamış oldukları ve yıllar içerisinde aşama aşama uygulamaya soktukları sinsi planın son halkasını 1984 yılında gerçekleştirmeye başladılar. Aslında ülkedeki Türkleri Slavlaştırma (Bulgarlaştırma) çalışmalarına 1984 yılından çok önce adım adım başlanmıştı. İkinci Dünya Savaşının ardından Bulgaristan’da iş başına gelen komünist yönetim bütün ikili ve uluslararası anlaşmaları, insan hakları belgelerini çiğneyerek sistemli bir planı uygulamaya sokmuştur. Bu çerçevede ülkedeki bütün Türk okulları kapatılmış, Türkçe radyo yayınlarına son verilmiş, Türkçe gazete dergi gibi yayınların basılması durdurulmuş, böylece Türk çocuklarının kendi anadillerini öğrenmeleri engellenmek istenmiştir. Bunlarla yetinmeyen Bulgaristan Devlet yöneticileri Bulgaristan’da yaşayan Müslüman Pomak Türklerine silah zoru ile Slav (Bulgar) isimleri verme ve onları asimile etme çalışmalarına başlamışlar ve bu işlemleri 1970’li yılların ortalarında süratle tamamlamışlardır.
Müslüman Pomak Türklerine zorla Slav isimlerini verme çalışmalarının tamamlanmasının ardından, ataları Osmanlılar döneminde Anadolu’dan giderek Balkanlar’a yerleşmiş olan ve hala Bulgaristan’da yaşayan Türklerin asimile edilmesine başlanmıştır. Öncelikle sınır bölgelerindeki köylerde yaşayan Türklerin isimleri silah zoru ile değiştirilmeye, Türk ve Müslüman isimleri yerine Hıristiyan Slav isimleri verilmeye başlandı. Takvimler 1984 yılı Aralık ayını gösterdiğinde, Bulgaristan genelinde Türklerin yoğun olarak yaşadıkları kasaba ve şehirlerde de asimilasyon politikaları uygulamaya konuldu. İlk başlarda gerçek olduğuna inanmak istemedikleri bu çalışmaların uygulanmaya başlandığını gören Türkler yaşanan baskıları protesto edip seslerini dünyaya duyurmak için kasaba ve köy meydanlarında toplanırlar. Halk, yetkililerden açıklama yapılmalarını, kimlik belgelerine Türk isimlerinin yerine Bulgar isimleri yazılmayacağının sözünün verilmesini ister. Yetkililer halkla görüşmeye cesaret edemezler, dağılmalarını isterler. Bulgar askeri birliklerinin Türk halkına silahlı müdahalesi ile birçok Türk şehit düşer, pek çokları da yaralı olarak kaldırıldıkları hastanelerde vefat ederler. Şehit edilenler arasında daha bir yaşını ancak doldurmuş bebekler bile vardır.


Protesto gösterilerine katılan Türkleri büyük bir kısmı da tutuklanırlar. Tutuklanan insanlardan aylarca haber alınamaz. Bir kısmı hapishanelere, bir kısmı ise Tuna Nehri’nin ortasında bulunan “Belene” ölüm adasına gönderilirler. Yapılan işkencelerin, çekilen acıların haddi hesabı yoktur!


Takvimler 1985 yılının Ocak ayını gösterdiğinde Bulgaristan’da yaşayan bütün Türklerin isimlerinin silah zoru ile değiştirilmesi ve Türk isimlerinin yerine Hıristiyan Bulgar isimlerinin verilmesi işlemleri tamamlanmıştır. Bulgaristan’ın tamamında (sokakta bile) Türkçe konuşmak, Türkçe şarkı veya Türkü söylemek, Türk dilinde yazılmış herhangi bir gazete, mecmua veya yazılı eser bulundurmak yasaklanmış, ayrıca namaz kılmak, oruç tutmak, kurban kesmek, bayram kutlamak, erkek çocukları sünnet ettirmek gibi İslâm dininin öngördüğü bütün ibadetler de bu çağ dışı yasaklar listesine dâhil edilmişlerdir. Vefat eden kişilerin bile İslâm dininin esaslarına göre gömülmeleri, merhumları defnetmek amacı ile cenaze namazı kılınması bile yasaklanmış, sadece yaşayanlara değil vefat eden Türklere dahi işkence edilmiştir. Tepki gösterip karşı çıkanların akıbetleri bellidir; tutuklamalar, işkenceler, hapis cezalarına çarptırılanlar veya Belene ölüm adasına sürgün edilenler. Bu olayları yaşayanlar ömürleri boyunca o acı dolu günleri unutamayacaklardır.
Ancak bütün bu insanlık dışı işkence ve baskılar Türkleri yok etmeye, yıldırmaya yetmez. Bulgaristan’da yaşayan Türkler milli kimliklerini korurlar ve en temel insan hakları olan Türk isimlerinin geri verilmesi, dini ibadetlerinin serbest bırakılması amacı ile gösteriler düzenlemeye devam ederler. Netice’de Bulgaristan Devleti 1989 yılında Türkleri sınır dışı ederek Türkiye’ye doğru zorunlu göçe tabi tutar. Bulgaristan’da yaşayan yüz binlerce Türk, 1989 yılı Mayıs ayından itibaren akrabalarını, anne, baba, kardeş ve çocuklarını, bütün hatıralarını, ev, tarla, bağ, bahçe, dükkân, arazi vb… bütün maddi varlıklarını Bulgaristan’da bırakarak Türkiye’ye göç etmek zorunda bırakılırlar.


Yaşanmış olan bu acı olayları kınamak, Türklük mücadelesi uğrunda yaşamlarını yitiren şehitlerimize, hayatlarının en güzel yıllarını hapishanelerde geçiren gazilerimize olan minnet ve şükran duygularımızı ifade etmek, asimilasyon çalışmaları esnasında Bulgaristan Türklerinin yaşamış oldukları insanlık dışı baskıları ve 1989 yılında yaşanan zorunlu göçün bıraktığı acı dolu izleri, çekilen zorlukları genç nesillere anlatmak düşüncesiyle, İzmir Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği olarak, Gaziemir Belediyesi ile birlikte 26 -27 Aralık 2009 tarihleri arasında, İzmir’in Gaziemir ilçesinde “Geçmişten Günümüze Asimilasyon ve Göç” konulu iki günlük bir anma programı düzenledik. Söz konusu anma programı kapsamında düzenlenen etkinliklerimizi şöyle özetleyebiliriz.
BİRİNCİ GÜN ETKİNLİKLERİ (26 ARALIK 2009 CUMARTESİ)
Asimilasyon ve Zorunlu Göç’ü anma etkinliklerimiz 26 Ocak 2009 Cumartesi günü saat 11:00’de İzmir’in Gaziemir Meydanında Atatürk anıtına çelenk sunma, saygı duruşu ve İstiklâl Marşı’nın okunması ile başladı. Ardından asimilasyon ve zorunlu göç ile ilgili basın açıklaması metni okundu.

Basın açıklamasının ardından zorunlu göç esnasında çekilmiş bulunan fotoğraflardan oluşan “Göç Fotoğrafları Sergisinin” açılışı saat 12:00’de Gaziemir Belediyesi Atatürk Kültür Merkezinde yapıldı ve bir kokteyl düzenlendi. Sergideki fotoğrafları gören vatandaşlarımız duygulu anlar yaşadılar. Gaziemir Atatürk Kültür Merkezindeki “Göç Fotoğrafları Sergisi” büyük ilgi gördü. Fotoğraflara bakarken sanki yeniden o acı dolu günleri yaşadık. Birçok kişi fotoğraflarda kendini görür gibi oldu. Yüzlerdeki acı ile anavatana kavuşma sevinci bir arada yaşanmış, hepsi aynı karelere sığmıştı


Soydaşlarımız, atalarımızın 600 yıldan uzun bir süredir yaşadıkları topraklardan, her türlü birikimlerini, evlerini, arazilerini, atalarının mezarlarını, anne ve babalarını, kardeşlerini ve akrabalarını geride bırakarak, doğdukları topraklardan silah zoru ile koparılmışlardı. Binlerce aile parçalanmış, anne ve babalar evlatsız, çocuklar annesiz, babasız, ninesiz ve dedesiz bırakılmışlardı. Dileğimiz bu acıların bir daha yaşanmaması ve yaşanan göçün bir daha tekrarlanmamasıdır.
Göç fotoğrafları sergisinin ardından aynı gün saat 13:00’de “Geçmişten Günümüze Asimilasyon ve Göç” konulu sempozyumun açılışı yapıldı. Sempozyumun açılış konuşması için söz alan İzmir BAL-GÖÇ Derneği Genel Başkanı Sn. Süleyman PEHLİVANOĞLU, bu tür acıların bir daha yaşanmaması için gerekli tedbirleri almaları konusunda Bulgaristan devlet yöneticilerine çağrıda bulundu. Pehlivanoğlu dostluk, kardeşlik ve iyi komşuluk ilişkilerinin hem Türk ve Bulgar toplumlarının yararına olacağını, hem de Türkiye ve Bulgaristan ilişkilerinin daha da gelişmesini sağlayacağını belirtti.


Süleyman PEHLİVANOĞLU’nun ardından söz alan Gaziemir Belediye Başkanı Sn. Halil İbrahim ŞENOL da konuşmasında, kendisinin de Bulgaristan göçmeni bir ailenin çocuğu olduğunu belirterek “Böyle anlamlı bir organizasyonu birlikte düzenlememiz konusunda bize teklifte bulunmuş olan İzmir BAL-GÖÇ Derneği’nin Sayın Başkanına ve yönetim kurulu üyelerine teşekkür ediyorum!” dedi. Gaziemir Belediye Başkanı Sn. Halil İbrahim ŞENOL’un ardından Gaziemir Kaymakamı Sn. Şerafettin TUĞ ile Gaziemir İlçe Milli Eğitim Müdürü Sn. Cemal BÜYÜKER söz alarak sempozyuma katılanları selamladılar.
Protokol konuşmalarının ardından “Geçmişten Günümüze Asimilasyon ve Göç” konulu sempozyumun birinci oturumu başladı. İlk oturumun başkanlığını Celal Bayar Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Ünal ŞENEL yaptı. Bu oturumda söz alan konuşmacılar ve sunum konuları ise şöyledir.
1. Prof. Dr. Nedim İPEK - Ondokuz Mayıs Üniversitesi
(93 Harbi ve Göçler)
2. Doç. Dr. Yusuf SARINAY - T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürü
(Balkan Savaşları ev Sonuçları)
3. Metin EDİRNELİ - TRT Program Yapımcısı ve Yönetmen
(Bulgaristan’dan Türkiye’ye Göçlerin Nedenleri)
4. Ercan ÇOKBANKİR - Araştırmacı, Arkeolog
(Tımraş Cumhuriyeti’nin Kuruluşu ve Pomaklara Uygulanan Asimilasyon)
5. Remiz OSMAN - HÖH Kırcaali Milletvekili (Bulgaristan)
(Bulgaristan Türklerine Uygulanan Asimilasyon Politikası)
6. Yrd. Doç. Dr. Nurcan ÖZGÜR – İstanbul Üniversitesi
(İsim Değişikliği Sonrasında Bulgaristan’da Türk Siyasi Hayatının Gelişimi)
7. Erhan TÜRBEDAR - Türkiye Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Balkanlar Uzmanı (Günümüzde Balkanlar)
Sempozyumumuzun birinci oturumuna katılan bilim insanlarımız Balkanlardan Türkiye’ye göçleri, göçlerin nedenlerini ve sonuçlarını, Bulgaristan’da yaşayan Anadolu kökenli Türklere ve Pomak Türklerine karşı uygulanan asimilasyon politikalarını, günümüzde Balkanlardaki durumu çok net bir şekilde irdelediler. Sempozyuma katılanları bu konularda bilgilendirdiler.
İKİNCİ GÜN ETKİNLİKLERİ (27 ARALIK 2009 PAZAR)
27 Aralık 2009 Pazar günü anma etkinliklerinin ikinci safhası başlamış oldu. İkinci günde kültür konularına ağırlık verdik. Burada ilk olarak Gaziemir Belediyesi Nikah Salonunda “Ödüllü Balkan Yemekleri Yarışması” düzenlendi. Kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olan yemekler arasından, tatlılar ve tuzlular olarak iki kategoride dereceye girecek olan yemekleri seçerken jüri üyeleri bir hayli zorlandılar. Tatlılarda birinciliği Narin ŞENTÜRK’ün yapmış olduğu baklava kazanırken, tuzlularda Ferize PEKER’in yapmış olduğu musakka birinci oldu. Yarışmaya katılanlar bu güzel lezzetleri tatma ve kazan dolusu pişirilen keşkekten yeme fırsatı buldular.




Ödüllü Balkan Yemekleri yarışmasının ardından Gaziemir Belediyesi Atatürk Kültür Merkezinde “Geçmişten Günümüze Asimilasyon ve Göç” konulu sempozyumun ikinci oturumu başladı. İkinci oturumun açılışında Bulgaristan’ın Rusçuk (Ruse) şehrinde faaliyet gösteren Güneş Türkiye ile Kültürel İlişkiler Derneği’nin Genel Başkanı Sn. Mecbure EFRAİMOVA ile Bulgaristan’ın Paşmaklı (Smolyan) şehrinin Karabulak (Borino) ilçesinde faaliyet gösteren ZARA Derneği’nin Genel Başkan Yardımcısı ve Türkiye Temsilcisi Sn. Halil KAPLAN sempozyuma katılanları selamlayarak birer konuşma yaptılar.
İkinci oturumun başkanlığını Ege Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Yüksel GÜRÜZ yaptı. Sempozyumumuzun ikinci oturumuna katılan konuşmacılarımız ve sunum konuları ise şöyledir.
1. Prof. Dr. Hüseyin MEMİŞOĞLU - Süleyman Demirel Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi (Bulgaristan’da Türkçe Eğitim)
2. Prof. Dr. Hayriye SÜLEYMANOĞLU - Ankara Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi
(Bulgaristan’da Türkçe Basın Hayatı)
3. Doç. Dr. Hüseyin MEVSİM - Ankara Üniversitesi
(Bulgaristan Edebiyatında Muhacir İmgesi)
4. Yrd. Doç. Dr. Sibel PAŞAOĞLU - Trakya Üniversitesi
(Bulgaristan Türklerinde Müzikal Kimlik ve Aidiyet İfadesi Olarak Halk Türküleri)
5. Doç. Dr. Mehmet Zeki İBRAHİMGİL - Gazi Üniversitesi
(Bulgaristan’da Türk Eserleri)
6. Yrd. Doç. Dr. İbrahim ÖZKAN - Hacettepe Üniversitesi
(Bulgaristan’da Türk Kültürü ve Geleceği)
7. Derya DEMİRBAŞ - Ege Üniversitesi
(Kırcaali ve Mestanlı Yöresi Çeyiz Sandıkları)


İkinci oturuma katılan bilim insanlarımız Bulgaristan’da Türkçe eğitim, Türkçe Basın, Bulgaristan’daki Türk eserleri, Türk kültürü ve geleceği, Halk türküleri, Geleneksel Türk Giysileri konularda en ince ayrıntısına kadar sempozyum dinleyicilerini bilgilendirdiler.
Asimilasyon ve zorunlu göç’ü anma etkinliklerine BGF Genel Başkanı Sn. Prof. Dr. Emin BALKAN ve BGF yönetim kurulu üyeleri de katılarak İzmir’deki Balkan Göçmenleri camiasını bu anlamlı günde yalnız bırakmadılar. Sempozyumda görev alan bilim insanlarına plaketlerini BGF Genel Başkanı Prof. Dr. Emin BALKAN’ın da aralarında bulunduğu federasyonumuzun yönetim kurulu üyeleri ile Gaziemir Belediye Meclis üyeleri takdim ettiler.


İzmir Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Üyeleri olarak sempozyumumuza katılan bütün konuşmacılara teşekkür eder, başarılı çalışmalarının devamını dileriz. Asimilasyon ve göç gibi acıların bir daha yaşanmaması, Balkanlar’da ve bütün dünyada dostluk, kardeşlik ve barış dolu bir geleceğin inşa edilmesi hepimizin ortak dileğidir.
Saygılarımla,
Yönetim Kurulu ve Genel Başkan a.
Fahriye ERSOY
Genel Başkan Yardımcısı
Sosyal ve Kültürel İşler Sorumlusu